göğe inilebilir artık, tüm aşklar,
ansımalar ve korku çiçekleri.
yılgın bir sürüngenken içimde dönmek,
göğü dökebilir, eski sofalar
ve ören yerleri.
o bahçe kuyusundaki dileğim, büyük
bir tekneye dönüşüyor, yelkenlerinde
saklı resimler, yırtık, eski.
sızısız, duruyor şimdi yalnız kadınlar
ölmekli kentin limanında dalgakıran.
görmeye alıştığım hasta yatakları.
bütün ölümleri gördüm, soğuk kan
suratlar. bayat ekmeklere böldüğüm
zamanlar bunlar: içimdeki yükseklerde
dağınız; rüzgâr, salkım, karağan.
belleğimi kuşanır ince elekleriniz
kalabalık kokular dağıtan.
uzun ömrünüzden geçtim, yüreklendim kazmaya.
çay saatleri, akşam, semâ.
şimdi ne uzağım ne yakında kısa yaşamak
yanılgı, yangın, toprak her yan.
bir sizdiniz, yaklaştıkça dağları aşmak
bir sizinleyken güzeldi dağlamak
kötü bir alışkanlık yokluğum saksılarda
şimdi ne uzağım, ne yakın kısa yaşamak
dilimde tek yetişen; gündüzün, caddeleri
yapma umutlarla çıkmak.
korkusu, dönmemeye zorluyor beni,
eski, yaşamasızlığın öğrenildiği kente
sürecek iç yaran sıkıntım,
artık ne bulmak beklenir gökte
anı olacağı sezilen ilkyazdan bir geceyarısı.
yaşam yaban, gece yarı kalacak
böylece.
Yorum bırakın