Saygıdeğer beyefendi, yaklaşık bir hafta önce buraya aldığım yazınız, yazı dünyasında büyük yankı uyandırmadı. Eğer amacınız bu idi ise, yanlış bir ‘put’a baltalar savurarak boşa yordunuz o yalnız kalem tutmuş kollarınızı. Varsayalım ki H.S. Nevi diye bir adam hiç yaşamadı. Bugün memleketimizde yazdığı nenlere bakarak “yazmasaydı da olurdu” diyebileceğimiz yüzlerce kimse yok mu? Hem siz Nevi’nin varlığını niçin bu kadar ciddiye aldınız? Nevi’ye öfkeniz, birbirinizi pohpohlayıp yazı aleminde kendinizi kanun koyucu mertebelere çıkarttığınız dostlarınız arasında bulunmamasından mı ileri geliyor? Yoksa çağımızın yüz yıl gerisinde kalmış gramer ve sözcük dağarcığını kullanmadan yazmasından mı? Ben, et ve kanımla Mehmet Ali Demir olarak yazıyorum bunları. Dilerseniz aynı et ve kanla karşınıza çıkıp yazmayı gösterebilirim de. Belki böylelikle her iki şahsiyetin de varlığına inanırsınız Bay Artı.
Üsküdar’ın “sultanlığı”na gelince, bu tabir Ece Ayhan’a aittir. Kendisinden hazzetmediğinizi bilirim. Ve fakat durumumuz yokları var etmek ise, 91 yılında varları yok eden güruhun, Poesium’da Ece Ayhan’ı nasıl yok etmeye uğraştığı herkesçe malum. Sizin orada olduğunuz da, aynı biçimde. Fazla uzatmanın hiçbir gereği yok; Türkiye’nin yazı dünyası sizden sorulmayalı herhalde ki kırk yılı aşıyor. Siz eski fotografilerinize bakıp yarım asırlık ödüllerinize sığının ve Suut Kemal Bey’in kötü bir kopyası olmaya devam edin.
Hangi İbrahim’den yana olduğunuza dair de bir dipçe: H.S. Nevi’nin öteki yazmaları üstüne transkripsiyon çalışmalarım sürüyor sürecek. Eğer bu yazmaları güzeller güzeli Artemis’i yıkanırken izleyen bir Akteon iştahıyla izlemeye devam ederseniz, yazın dünyasının İbrahim’inin önüne gökten parçalanmış bir geyik inecek. H.S. Nevi’nin gerçekliği tarafından.
Yorum bırakın