• Kütüphaneden çektiğim her kitabın rastgele bir sayfasında, uğradığım sahafların kuytu raflarında bir kurt gibi peşimde Ece. Fotoğrafının arabı var bir duvarımda. Asılmanın tehlikeli ve yasak olduğu.

  • Türkiye’yi on yıllardır ya yanlış ya da aşırı yorumlanan Yahya Kemâl yönetiyor. Cumhuriyetin gizli ideoloğu.

  • İlhan Berk’in uzun aşk şiirleri, Üvercinka’nın ilk mısraından çeşitlemeler gibi duyumsatır kendini.

  • Kargışın yolundan gitmek yaşam boyu. Yalnız yazı bulmak için bu denli kargaşaya dalmak. Kimileyin aklı eremiyor kişinin elbet, hele duydu mu Akhilleus’un nehirden söylediğini. Olabilirdim kır.

    Ve yaşamak hiç bıkmaz.

  • “bahçeden bir tutam gök soğan aldım.”

    dalgınlığın yontusundan çizdiğim güz. ağır içkilerle akşamı getiriyoruz. öte göklerini dünyanın. ihtiyar şarkılar bulan yağmurlarda gelinlik kız. onu artık denizden çağırmıyorlar. 

    ölümü taşıyacak sanıyor kırık ayaklı bir at. 

    uzun bir düşü eksilterek seriyor belleğinden. bir aşk nasıl güzün sararan benzi. bir ikindi akşamı öpüşüyor dilsizlen. tutam tutam ölçüyor hâlâ çılgın aşkı. 

    çünkü saat de kurtulamıyor akrepten. 

  • Büyük kentlerin birinde, -şimdi o kent yıkılmış ve deniz taşmıştır- yaşadığın yılların hatırı sayılır bir kısmına tanıklık ettim. Şimdi, doğduğun; göğüne anlamlı ve yarı cehaletle ilk baktığın, hani bir sevgilinin olduğunu söylediğin ilk, sağrısı yırtılasıya koşan atlarla gelerek konduğu atalarının bu toprak parçasında, seni kazmaya geldim. Ölümünü ilan eden o kasabalı, kaba saba, sakallı adamın ağzından çıkan sözcükleri sonuna değin duymaya katlanamadım bile. Bir gün öleceğini, öleceğimizi bilmiyor muydum sanki? Yolun yarısını geçip kasabana yaklaştığım zamanlarda sık sık görmeye başladığım, buğday tarlalarının neredeyse her birinde, bir tarla sahibinin dedesinin ve belki onun da dedesinin gölgesine sığınmak için diktiği büyük alıç ağaçlarına dikkat kesildiğimden beri, yarı korku yarı heyecanla düşünmedim mi sanmıştın, olmaman ihtimalini?  

  • tenin, uzun ikindilerin kızaran göğünü onarırdı uzanmanla. ısı küçümen odalarım, kır kışı. tuzdan bir bıçak elimde elin. eskiyen resimler ama ne yanlışlık. 

    kuzgunlara parçalatıyorum duyumu, bilin. lethe. 

    sinsi çanlarla yürüyor gece. tuzdan bir bıçak açığımda elin. gölgesini arşınlayan kanadı yontuyor içeride. kendi sesinde kısılan bir kuş. araladığın kapılar uzaklaşman evler içre. 

    art niyette öldürüm kırık bir küpeşte. 

  • uzak ülkesinde evlerin, günleri bir bir kıran ormanım. köklerinde tilki inleri. geceni kanımla ovardım senin. uykusuz, ürkek çalıydı gece, ten. 

    tekinsiz yaprakları gitmek olan o kent. 

    sezerdin eskil bir düşü bağlayıp boynuna, beyaz köpürtüsü ağır uykularla yunan denizi. cesur bir sabahtan kurulmuş dünya. adımlıyorum göğsünde bir kurt gibi direngen. 

    vurulmuş çobanın yığıldığı o bent. 

  • bir katana dövülür uğultusu ormanın. atılır bir taş uzağa. sinek kızlarıyla büyümüş. yarı kolları kesiktir. sinsice suya iner. elinde kara bir tahra. 

    sürgünlüğün iç yılları. 

    eksik anılardan kurulu bir kıskançlıktır, önümüze yol koyan o yol. yılgın, köz parçalayan kadın almış sonları da. bilinmezlik kozları büyütmüş. elinde kuşkugötürür bir tahra. bütün kargışı yorgun tahta arabalara. 

    sessizlikle dövüyordum utancın örsünü. 

  • Saygıdeğer beyefendi, yaklaşık bir hafta önce buraya aldığım yazınız, yazı dünyasında büyük yankı uyandırmadı. Eğer amacınız bu idi ise, yanlış bir ‘put’a baltalar savurarak boşa yordunuz o yalnız kalem tutmuş kollarınızı. Varsayalım ki H.S. Nevi diye bir adam hiç yaşamadı. Bugün memleketimizde yazdığı nenlere bakarak “yazmasaydı da olurdu” diyebileceğimiz yüzlerce kimse yok mu? Hem siz Nevi’nin varlığını niçin bu kadar ciddiye aldınız? Nevi’ye öfkeniz, birbirinizi pohpohlayıp yazı aleminde kendinizi kanun koyucu mertebelere çıkarttığınız dostlarınız arasında bulunmamasından mı ileri geliyor? Yoksa çağımızın yüz yıl gerisinde kalmış gramer ve sözcük dağarcığını kullanmadan yazmasından mı? Ben, et ve kanımla Mehmet Ali Demir olarak yazıyorum bunları. Dilerseniz aynı et ve kanla karşınıza çıkıp yazmayı gösterebilirim de. Belki böylelikle her iki şahsiyetin de varlığına inanırsınız Bay Artı.

    Üsküdar’ın “sultanlığı”na gelince, bu tabir Ece Ayhan’a aittir. Kendisinden hazzetmediğinizi bilirim. Ve fakat durumumuz yokları var etmek ise, 91 yılında varları yok eden güruhun, Poesium’da Ece Ayhan’ı nasıl yok etmeye uğraştığı herkesçe malum. Sizin orada olduğunuz da, aynı biçimde. Fazla uzatmanın hiçbir gereği yok; Türkiye’nin yazı dünyası sizden sorulmayalı herhalde ki kırk yılı aşıyor. Siz eski fotografilerinize bakıp yarım asırlık ödüllerinize sığının ve Suut Kemal Bey’in kötü bir kopyası olmaya devam edin.

    Hangi İbrahim’den yana olduğunuza dair de bir dipçe: H.S. Nevi’nin öteki yazmaları üstüne transkripsiyon çalışmalarım sürüyor sürecek. Eğer bu yazmaları güzeller güzeli Artemis’i yıkanırken izleyen bir Akteon iştahıyla izlemeye devam ederseniz, yazın dünyasının İbrahim’inin önüne gökten parçalanmış bir geyik inecek. H.S. Nevi’nin gerçekliği tarafından.